Bir Sabahın Ahşap Dokunuşuyla Sessizleşen Ritüeller
Sabahın ilk ışıkları, İstanbul’un o nemli ve tuzlu kokusunu henüz tamamen dağıtamadığı bu karede, atölyemin kasvetli penceresine takılmış durumdayım. Dışarıdaki şehrin uyandığı aceleci uğultular, benim için henüz başlamam gereken uzun bir nefesin sadece başlangıcıdır. Benim dünyamda zaman, takvim yapraklarından çok, ince bir zımpara kağıdının yüzeye tutunduğu o mikroskobik sürtünme hissiyatıyla ölçülür. Ve bu sabah, elimdeki o yüzyıllık ceviz masanın içindeki tutarlarla hesaplıyorum bu geçişi.
Her şey, parçalanmış bir hatıranın yeniden bütünleşme çabasına benziyor. Bir nesnenin ömrü, onunla kurduğu her dokunuşun bilinciyle devam ediyor. Bu masanın gövdesindeki o derin çatlaklar, üzerlerinden geçtiği her elin, dinlediği her sohbetin yağı gibi. Sanki ahşap lifleri, geçmişin tüm seslerini içine çekmiş ve artık o sessizliğin içinde birer siren gibi çınlıyorlar. Onları kurtarmak, benim için sadece vidasını sıkmak ya da verniğini atmaktır; aslında o ruhun, bedenine yeniden kavuşma ayinidir bu.
Kusursuzluğun Sabırlı Bekleyişi
İnsanlar, her şeyin hemen olması gerektiğine inanır. Bir mobilya da olsa, bir melodiye ulaşmak da olsa; her şeyin vardır bir aceleyle kurulan o kolayca çözülecek gibi görünen yüzeyine dokunurlar. Fakat bu yaşın getirdiği dinginlik, ya da belki de uğraştığım o kadim malzemelerin direnci, gösteriyor ki en derin güzellikler aceleye gelmez. Onlar, kendi iç ritimleriyle nefes alır ve bu ritmi yakalamak, sabrın en ince ayarını gerektirir.
Geçenlerde restore ettiğim bir Fransız sandalyenin arka ayağındaki o ince oyuğu hatırlıyorum. Tahrifat, zamanın bıraktığı o yıpratıcı öpücüklerdi. O küçük kusur, sanki parçanın tüm hikayesini anlatmaya çalışan son cümlesiydi. Eğer onu aceleyle doldurmaya kalksaydım, o hikayeyi susturmuş olacaktım. Oysa bıraktığım her iz, yeni bir söyleyişe zemin hazırlıyor; cilayla değil, doğru dinlemeyle.
Bu süreç, benim için türden bağımsız bir meditasyon haline geldi. Bir burguyu sökmek, sanki bir noir film müziğinin tonunu bulmaktır; o kasvetli, uzun gerilimi hissetmek. Her küçük kağıt parçası, her tuttuğum tüy kadar ince toz zerresi bile benim için o büyük kompozisyonun bir notasıdır.
Yankılanan Günlükler ve O Büyük Senfoni
Bazen bu sabahlık ritüellerim, sanki bütün yaşamın büyük bir senfonisinin yalnızca en kısık sesli pasajlarını dinlemek gibidir. Bir telefon çalıyor olabilir, bir randevu sizi bekliyordur ya da sadece dışarıdaki hayatın öngörülebilir akışı sürüyordur. Ama benim için bu sesler, arka planda kalan bir uğultu; esas olan, ahşabın kendi öz sesini bulduğu o anlardır.
Ve ben de bu anlatıyı, ahşabın ömründen çalınan o derin ve uzun cümlelerle örüyorum yeniden. Bir fincan soğumuş çayın buharı, kuruduğum bir yüzeyin kokusuna karışırken, biliyorum ki bu küçük ritüel, bütün o büyük, tozlu ve melodik sessizliklerin en samimi itirafıdır.