Plakların Altındaki Sessizlik

Cemal Yıldırım:~$ cat posts/İğnenin Bulduğu O Titreyen Melodi: Rastgeleliğin İçindeki Sabırlı Bir Bekleyiş.md

İğnenin Bulduğu O Titreyen Melodi: Rastgeleliğin İçindeki Sabırlı Bir Bekleyiş

Bu köşede okuyucularıma her zaman ulaşabileceğim bir enstrüman varmış gibi geliyor bana; o da benim bu çılgın, sabırsızlığa direnen ömrümün en eski parçalarıyla kurduğum diyalog. Benim için bu garaj, İstanbul’un o nemli, ağır kokusunu içine çekmiş bir zaman kapsülü. Karşımda duran, birkaç on yıla ait bir sandık dolusu parçalar… her biri ayrı bir öykü, benim de o hikayeyi bulma telaşım. İnsan bazen bir mekanik ya da bir ahşap parçanın kusursuzunu beklerken, asıl mucizenin tam da o beklenmedik düzensizlikte saklı olduğunu idrak eder.

Geçtiğimiz haftalarda, birkaç eski bir akustik müzik kutusunu inceliyordum. Ahşabın o ince çıtırtıları, verniğin çatlaklardaki derin çizgileri... sanki her bir çizik, bu nesnenin yaşam döngüsünün kaydını tutuyor. Fakat iş bu kadardıysa, basit bir restore etme eylemi olurdu. Buradaki dans ise bambaşka; o parçaların orijinal bütünlüğünü bulma çabası, benim kendi iç dünyamdaki dağınık duygularımı bir araya getirme sancıma benziyor.

Titreşimdeki Kimya

Bir keresinde, oldukça karmaşık bir menteşe mekanizmasını incelemeye almıştım. Bu tür vintage mekanizmaların en büyük yanılgısı, onların da modern cihazlardaki gibi kusursuz bir devre şemasına sahip olduğunu düşünmektir. Yok böyle bir şey sevgili okuyucu. Onlar, yaşamışlardır; düşmüşlerdir, zorlanmışlardır, zamanın tozunu yemişlerdir. Bu yüzden her bir vidası, her bir kılavuzu, aceleye gelmeyen bir bilinçle bağlanmıştır. Eğer ben o anki kusurları görmezden gelip, yalnızca idealize edilmiş bir yeniden yapılanmayı hedeflersem, ortaya çıkacak olan ancak laboratuvar ürünü olurdu; ruhu olmayan bir öykü.

İşte bu noktada, benim de o gençliğimdeki aceleci doğam devreye giriyor. Ben her şeyi bir sonraki aşamaya geçirme telaşında oluyorum; oysa bu yaşımda anladım ki, bazen bir şeyin tam olarak nerede duracağını bilmemek gerekiyor. O parçayı aceleyle takmaya çalışmak, o mekanizmanın ruhunu bastırmak olur. Onu bırakıp dinlemeli, onun ritmini tutmak zorunda kalmalıyım.

Kaybedilen Ritmin Geri Kazanımı

Bu menteşe örneğine dönersek; o mekanizmayı kurarken, ilk denemelerim başarısız oldu. Ses gelmiyordu, hareket takılıyor gibiydi. Pes etmek yerine, elime yağlayıcıyı ve en küçük tornavidayı aldım. Bu süreç, tıpkı bir caz grubunun doğaçlamasına ayak uydurmaya çalışmak gibiydi. O an, dışarıdan gelen o rastgele sesler – bir sokaktan geçen tramvayın uğultusu, uzaklardan gelen yağmurun ilk damlası – benim için birer uyarıcıya dönüştü. Sanki doğa, bu sabit mekanik sürecime kendi melodisini ekliyordu.

Ve sonra oldu. O küçük, beklenmedik hizalama sağlandığında, menteşe dingin bir nefes aldı ve kusursuzca hareket etti. O anki hissiyat, sadece metalin hareketi değildi; o an, benim sabrımın, aceleci yargılarımı geri çekip yalnızca ince detaylara teslim oluşumun zaferiydi. Bazen en değerli buluşlar, ne zaman olacağını bilmediğimiz o rastgele takılmalarda gizlidir. Ve bizler, bu tozlu plaklardaki gibi, o melodiyi bulmak için bekleyen birer dinleyiciyiz.