Plakların Altındaki Sessizlik

Cemal Yıldırım:~$ cat posts/Nesillerin Ahşap Damarları ve Bir Öyküün Yankısı.md

Nesillerin Ahşap Damarları ve Bir Öyküün Yankısı


Bu eski eşyaların sessizliğinde, bazen en gürültülü olanlarıdır aslında. Sanki her bir vida tutturulduğu noktada, her bir çatlakta geçmişin nefesi hapsolmuş durumda. Ben bu ahşapla konuşuyorum; onunla bir diyalog kuruyor, onu dinliyorum. Ve bu diyaloğun en derin katmanında, her zaman aile oluyor.

Bazen bir dolabın çekmecesinde bulduğum o incecik, zarif oyma detaylar, sadece bir mobilyanın estetik kusuru değil; onlar aynı zamanda büyükannelerimin elinin izi, babamın gençliğinde aceleyle geçip gittiği bir yaz akşamının mimarisi gibi geliyor bana. Bu kadar ince bir zanaatla yapılan her parça, sadece ahşabın değil, onu yaratan ruhun da bir kesiti oluyor. O zamanlar bu eşyalar, sadece fonksiyonel parçalar değildi; onlar birer hafıza çapağıydı.

Zamanın Katmanlarına Dokunuş

Bir sandığın menteşesini onarıyorum diyelim. Eğer o metalin paslanmış dokunuşuyla yeniden uyum sağlamasına yardım edebiliyorsam, sanki sadece menteşeyi değil, o sandığın içinde saklanan çocukluk sırlarını da yeniden canlandırmış oluyorum. Buraya ait olan her çizik, her derinleşmiş koyuluk, bir hikâyenin vücut bulmuş hali. Ve bu hikayelerin çoğu, en tanıdık olanlar oluyor: aileye dair o karmaşık, bazen de mükemmeliyetçi tutkulara.

Hatırlarım, dedemin o eski çalışma odasındaki masası... Ağacın yaşı öylesine derin ki, sanki üzerine düşen her bir çekiç darbesi, büyük bir sabrın ve aynı zamanda o dönemin zorluklarının ağırlığını taşıyor. O masada yazılmış bir mektubun kağıdındaki hafif deformasyon, o yıpranmış çekmecenin sürgü mekanizmasının takıldığı o ince sürtünme sesi; bunların hepsi, nesiller boyu verilen bir emeğin ritmi. Benim bu restorasyonla yaptığım şey de bu: O bitişik sesleri, o unutulmuş dokunuşları tekrar birbirine yaklaştırmak.

Bu büyük aile geleneği, bu ortak mekânların ve bu ortak eşyaların yarattığı o görünmez kumaş... O ince, gerilimli ama bir arada tutan yapı. Bazen bu durumun ağırlığı altında ezilebiliyor insan; her şeyin mükemmeliyetle, o ilk haliyle korunma zorunluluğu. Ama sonra işte o an geliyor ki, bu parçaların kusurları da onlar için birer kimlik kazandırıyor.

Sessizliğin Ses Kaydı

Belki de en büyük yanılgımız, geçmişin kusursuz bir vitrinde sergilenmesi gerektiği düşüncesidir. Oysa aile dediğimiz şey, tıpkı bu restore ettiğim eşyalar gibi; çatlakları var, gözenekleri var. Onların yeniden bütünleşmesi gereken yeri burası. Ben bu ahşabın o son kat verniğini uygularken hissettiğim gibi, bazen de geçmişin o karmaşık duygularını yeniden yüzeye çıkardığımı hissediyorum. O uzun, dolambaçlı cümlelerin içinde gizli olan o saf sevgi hissi... Belki de bütün büyük destanlar, en sonunda bu sabırla uğraşma eyleminin basit bir yankısından ibarettir. Ve bu yankıyı yakalamak, benim için en büyük onur.